Kamuoyuna Çagri - Türkiye`de Basin ve Ifade özgürlügü ciddi bir tehdit altindadir.
Türkiye`de Basın ve İfade özgürlüğü ciddî bir tehdit altındadır. Hükümeti eleştiren gazeteciler, özel mahkemeler yoluyla tutuklanmakta, korkutulmak ve yıldırılmak istenmektedirler.
Avrupa Ülkelerinde politika yapan Türkiye kökenli biz politikacılar, gazetecilerin sistemli olarak baskı görmelerinden, insan haklarının, hukuk devletinin ve demokrasinin temel ilkelerinin Türkiye`de çiğnenmesinden son derece endişeliyiz. Sıkı yönetim gibi istisnai durumlar ve ağır siyasî suçlar için kurulmuş olan ve AB tarafından yıllardır kaldırılması istenen özel mahkemeler, 63 gazetecinin eleştirel yazılarından ve yayınlarından ötürü tutuklanmasına karar vermişlerdir. Tutuklanmalara gerekçe olarak öne sürülen iddia, bu gazetecilerin „Ergenekon“ la ilişkili olduğu yönündedir. Son olarak tutuklanan Nedim Şener ve Ahmet Şık, herkesçe kabûl edildiği gibi, gazetecilik görevlerini nesnel bilgilere ve belgelere dayanarak yapan kişilerdir. Bu olay, Türkiye`de bağımsız gazetecilerin karşılaştıkları son derece ciddî bir durumu göstermektedir. Eskişehir'in önceki emniyet müdürü Hanefi Avcı, özellikle polis ve gizli emniyet teşkilatında islamcı „Gülen Hareketinin“ yasal olmayan örgütlenme yöntemlerini yayınladıktan hemen sonra tutuklanmıştır.
„Ergenekon-Soruşturmaları“ çerçevesinde gece yarısı evlerinden alınarak tutuklanan tanınmış gazeteciler Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan, yüzlerce diğer kişi gibi 3 yıla yakın bir süredir mahkeme kararı olmaksızın hapiste bulunmaktadırlar. Pek tabiiki her devletin, hukuk kurallarına uyarak, suç işleyenleri cezalandırma hakkı vardır. Ancak bu kurallar, iktidarı eleştiren muhaliflerin baskı altına alınmaları amacıyla istismar edilmemelidir.
Erdoğan hükümeti, öyle anlaşılıyor ki, basından, üniversitelerden, sendikalardan ve hatta işveren kuruluşlarından gelen eleştirileri engellemek istemektedir. Bazı muhalif günlük gazeteler ve televizyon kanalları, devlet kredileriyle hükümet yanlısı kişiler tarafından satın alınmıştır. Hükümet tarafından sistemli olarak uygulanan baskılar sonucu, bazı ünlü gazeteciler çalıştıkları gazetelerden ya kovulmuşlar ya da ayrılmak zorunda bırakılmışlardır. Örneğin Hürriyet gazetesinden Emin Çölaşan, Bekir Coşkun ve Oktay Ekşi en çok okunan köşe yazarlarıydı. Yine bazı TV yayınları hükümetten gelen baskı sonucu kaldırılmıştır. Örneğin, pazar günleri yayınlanan Ruhat Mengi`nin "Her Açıdan" programı.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, basın ve ifade özgürlüğüne artan baskılara karşı, büyük şehirlerde protesto gösterileri düzenlemiştir. AKP-Hükümetinin bu baskıları ABD Büyük Elçisi için bile ölçüyü kaçırdığından, „Burada basın özgürlüğünden sözediliyor, ancak gazeteciler tutuklanıyor, ben bunu anlayamıyorum“ deme gereğini duymuş ve hemen Başbakan tarafından eleştirilmiştir. Hatta TÜSİAD bile, yine Başbakan Erdoğan tarafından „ya bitaraf olursunuz, ya da bertaraf olursunuz“ şeklindeki bir ifadeyle açıkça tehdit edilmiştir.
Resmi rakamlara göre, çoğunun yasal olmayan yollardan olmak üzere 80.000 kadar kişinin telefonları dinlenmektedir. Telefon dinleme yoluyla hazırlanan tutanaklar, kovuşturma nedeni sayılmakta ve kovuşturmaya uğrayan kişilere karşı temel delil olarak kullanılmaktadır. Hatta, dinlenilen kişilerin çok özel konuşmaları bile hükümet yanlısı basına aktarılmakta ve yayınlattırılmaktadır. Türkiye`de artık bir „Korku ve Polis Devletinden“ sözedilmektedir. Hükümeti eleştiren yüzlerce kişi, genellikle „Ergenekon terör örgütüne üye olmak" ve „halkı kin ve düşmanlığa teşvik etmek“ gerekçesiyle tutuklanmakta ve mahkeme kararı olmaksızın yıllardan beri hapiste tutulmaktadırlar. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), Barolar ve çok sayıda ünlü hukukçu, yargının siyasallaştırıldığından; yargı bağımsızlığının ve kuvvetler ayrılığının tehdit altında bulunduğundan yakınmaktadırlar.
Günümüzde yoğunlaşan bir kutuplaşmayı ve ayrışmayı yaşamakta olan Türkiye`deki bu gelişme, bizi son derece endişelendirmektedir. Bu durum Türkiye`de siyasi istikrarı ve özellikle de İnsan Haklarını, Basın ve Anlatım Özgürlüğünü, Demokrasi ve Hukuk Devleti'nin geleceğini tehlikeye sokmaktadır. İnsan hakları evrensel bir bütündür. Bu nedenle özellikle insan hakları kuruluşlarını, parlamentoların insan hakları komisyonlarını, uluslararası af örgütü "Amnesty International"i, gazetecilerin çatı kuruluşlarını, basını ve özellikle de Türkiye'nin dostlarını, ülkedeki endişe verici gelişmeleri titizlikle izlemeye cağırıyoruz. Dayanışma içinde olunuz ve Türkiye`de İnsan Hakları, Basın ve İfade Özgürlüğü, işleyen gerçek bir demokrasiden yana tavır alınız! Bu haklar asla tartışma konusu yapılamaz !




